Cecenler

 

 

 

                            

 

 

 

 

I - Çeçenler Kimdir?  

Çeçenler Kuzey Kafkasya’nın yerli (otokhton) halklarından olup Kuzey-Doğu Kafkasya’da Çeçenistan’da yaşarlar. Kendilerine Nohçi diyen Çeçenler komşuları tarafından Miçikis (Kumukça), Burtel (Avarca), Şeşen (Kabardeyce) gibi isimlerle anılırlar. Çeçenler, İnguş ve Tuşlarla birlikte Weynah halkını oluştururlar. İnguşlar kendilerine Ğalğay demektedir. (weynah halkının üçüncü kolunu oluşturan Tuşlar, nüfusça çok küçük bir topluluktur ve genellikle Kafkasların güney kesiminde yaşarlar.)  

Çeçen, İnguş ve Tuşların oluşturduğu dil grubu Weynah (veya Nakh) adıyla bilinir. Weynah ve Dağıstan dilleri de Kuzey-doğu Kafkas Dil ailesi’ni oluşturur. Çeçencenin diğer Kafkas dilleri ile ilişkisi aşağıda tabloda özetlenmiştir. Kuzey Kafkasya halklarının çoğunluğu Müslüman'dır (Sünni). Kuzey Kafkas Halkları (Abazalar, Adığeler, Weynahlar, Dağıstanlılar, bu bölgede yüzyıllardır aynı kültür ve tarihi paylaşarak yaşayan asetinler ve daha sonar bu bölgeye gelip yerleşmiş Karaçaylılar ve Malkarlılar) çok yakın tarihsel kültürel ve akrabalık bağlarıyla birbirine bağlıdırlar. 19. yüzyıl ortalarında Çarlık Rusya sının uyguladığı sürgün politikası sonucu bu halkların önemli bir kesimi Osmanlı İmparatorluğunda iskan edilmiştir. Günümüz Türkiye'sinde 6 milyon Kuzey Kafkasyalının yaşadığı tahmin edilmektedir. Türkiye de Çerkez kavramı, genellikle bütün Kuzey Kafkasyalıları kapsayacak biçimde kullanılmaktadır.  

 

 

 

Kuzey Kafkas Dilleri
        * Kuzey Batı Kafkas Dil Grubu (abasgo-Kerket Grubu)
  
         Abhaz – Abaza
               Adığe
  
         Ubıkh
        * Kuzey-Doğu Kafkas Dil Grubu
  
         Weynah (Nakh) : Çeçen, İnguş, Tuş
  
         Dağıstan : Avar, Lezgi, Dargi, Lakh, Tabasaran, vb.
Güney Kafkas (Kartvel) Dilleri
  
         Gürcü
  
         Svan
            Zan (Mingrel, Laz)

Tablo 1. Kafkas Dilleri.
 

 

II. Çeçenlerin kısa tarihi  

Bugünkü Çeçenistan ülkesinde, özellikle Kezenoy gölü ve halhulav nehri çevresinde Paleolitik dönemden beri insanların yaşadığı bilinmektedir. Ülkenin çeşitli yerlerinde M.Ö. III. Bin yıllarına ait mezarlar bulunmuştur. Arkeolojik verilere göre bu dönemde tarım, çömlek yapımı ve maden işlemeciliği bölgede gelişmişti.  

Nohçi genel adıyla Çeçenlerden bahsede ilk yazılı kaynaklar M.Ö. 4-3. yüzyıllardaki Ermeni, Gürcü ve Roma-yunana kayıtlarıdır. M.S. 1. yüzyılda Alan Kavimler Birliğine katılan Çeçenler, zamanla orta ve kuzey-doğu Kafkasya’da çoğalmışlardır.  

Çeçenlerin Müslümanlık ile ilk tanışması 8. yüzyıl başlarında Arap-Hazar savaşları dönemindedir. Bu savaşlar sırasında Emevi orduları Çeçenistan’a da akınlar yapmışlardır.  

10-12. yüzyıllarda Gürcü Krallığı aracılığıyla Hıristiyanlık Çeçenistan’a sokulmak istenmişse de  bu din hiçbir zaman Çeçenler arasında yaygınlaşmamıştır. 16-18. yüzyıllarda Dağıstan’daki Müslümanların etkisiyle Çeçenistan’da  İslam Dini yaygınlaşarak egemen din haline gelmiştir. Nakşibendi ve Kadiriye tarikatları 19. yüzyılda bölgede yaygınlaşmıştır.  

13 ve 14. yüzyıllarda Moğol saldırıları karşısında Çeçenler Kafkas Dağlarına çekilerek bağımsızlıklarını korumuşlardır. Bu dönemde Çeçenler kendilerine özgü bir kale mimarisi geliştirmişlerdir. “Savaş Kulesi” olarak tanımlanan bu mimari örnekleri günümüze kadar ulaşmıştır.  

1556 yılında Rusya’nın Astrahan’I işgal etmesinden sonar Çeçenistan-Rusya ilişkileri başlamıştır. Rus birlikleri 1587’de Terek nehrine ulaşmış ve 1590’ da Sunja nehri üzerinde ilk Rus kalesi kurulmuştur. Ancak 1783 yılına kadar Rusya’nın Çeçenistan’da fazla ilerlemediği görülmektedir. Fakat 1782-1784 yıllarında Güney ve Kuzey Kafkasya’yı birbirine bağlayan Daryal Geçidi’nin ele geçirilmesi ve bu geçitteki Gürcistan Askeri Yolu’nun açılması, 1784’te Vladikavkaz kentinin kurulması ve 1801’de Gürcistan’I ilhak eden Rusya’nın (güneyde) Transkafkasya’da egemenliğini pekiştirmesinden sonar saldırılar artmıştır. 1783-1824 yıllarında Çarlık, sistemli bir şekilde müstahkem hatlar kurarak ilerlemiştir. Bu dönemde (1818’de  kurulan Grozni gibi) Kuzey Kafkas kentleri, Rus müstahkem hatlarının oluşturan kaleler halinde kurulmuş, birer askeri ve ticari merkez olarak gelişmiştir.  

Rusya'nın ilerlemesine karşı çok şiddetli direnişler yapılmıştır. 1783-1793 yılları arasında Şeyh Mansur’un 1810’larda İmam Hadis’in ve 1820’lerde Taymi Biybolat’ın önderliğinde işgale karşı önemli ve etkili direnişler gerçekleştirilmiştir. Fakat 1810’da İnguşistan bölgesi Rusya’nın kontrolüne geçmiş ve İnguşların bir kesimi General Yemelov tarafından kuzeydeki ovalık bölgelere iskan edilmiştir.  

Çeçenistan’ın direnişinde en önemli ve kritik dönem, 1829-1859 yıllarındaki İmamlar Dönemi olarak ta bilinen dönemdir. Dağıstan’da Gazi Muhammed’in (1829-32) imamlığı ile başlayan bu dönem, İmam Hamzat (1832-34) ve Şeyh Şamil (1834-59) imamlıkları ile devam etmiştir. Bu dönemde Rusya’nın işgaline karşı gerçekleştirilen örgütlü direniş sonucu sayıca çok üstün konumdaki Rus ordusuna karşı bağımsızlık yıllarca korunabilmiştir. İşgale karşı gösterilen kararlı direniş sonucu Rus ordusu sürekli takviye edilmiş, 1860’larda mevcudu 3000’e yükselmiştir. Ancak 1859’da Şeyh Şamil’in esir düşmesinden sonradır ki Çeçenistan’daki direniş büyük ölçüde tasfiye edilebilmiştir. (Çeçenistan’ın düşmesinden sonar Rus ordusu Kuzey-batı Kafkasya’daki operasyonlarını yoğunlaştırmıştır. Kuzey-batı Kafkasya halklarının –Adığeler, Abazalar ve Ubıkhlar- çoğunluğunu ve Çeçen-İnguş halklarını önemli bir kesimi yurtlarından sürgün edilerek Osmanlı topraklarında iskan edilmiştir.)  

Çeçenistan işgal edildikten sonar Rusya’nın  uyguladığı kolonizasyon politikasına karşı sürekli ayaklanmalar şeklinde direnilmiştir. 1860-61’de Naib Duev Uma ve Kadı Ataev Atabiy önderliğindeki ayaklanma kanla bastırılmıştır. 93 Harbi olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı’nda Şeyh Şamil’in Naiblerinden Simsirir Ali Bek önderliğinde başlayan büyük ayaklanma Çeçenistan’ın hemen tamamını etkilemiş ve güçlükle bastırılabilmiştir. Bu ayaklanmadan sonar Abrek olarak bilinen halk kahramanları direnişi sürdürmüşlerdir. Bu kahramanların en ünlüsü 1913’te öldürülen Abrek Zelimhan’dır.  

Rusya Çeçenistan’da tam bir kolonizasyon politikası izlemiş, Çeçen halkının ekonomik ve kültürel gelişimini engellemeye çalışmıştır.. Grozni şehrine Çeçenlerin girmesi bile yasaklanırken, halk tarıma elverişli olmayan dağlık bölgelere doğru yerleşmeye zorlanmış, ovalık kesimlere Kazaklar iskan edilmiştir. Bu politikalar sonucu 1910’larda bir Kazak ailesi başına düşen toprak miktarı ortalama 15 hektar olurken, bir Çeçen ailesine sadece 3.3 hektar toprak kalmıştır.  

Şubat 1917’de Rusya’da monarşinin yıkılması ve Ekim 1917’de Baolşeviklerin iktidarı ele geçirmesi üzerine Kuzey Kafkasya’da bağımsızlık hareketleri güçlendi ve 11 Mayıs 1918’de Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti ilan edildi. (Bu dçnemde General İsmail Berkok komutasındaki Osmanlı ordusu yardım amacıyla Dağıstan’a kadar gelmesine rağmen Mondros Mütarekesi ile geri çekilmek zorunda kaldı.) Fakat Kuzey-batı Kafkasya’da  güçlü olan çarlık rejimi tekrar kurmayı hedefleyen ve “bir bölünmez Rusya” sloganı ile hareket eden General Denikin komutasındaki ordular saldırıya geçti. Şubat 1919’da çarlık yanlısı ordular Çeçenistan’ı işgal etti. Beyaz ordularına karşı Eylül 1919’da Şeyh Uzun Hacı’nın liderliğinde başlayan ayaklanma Şubat 1920’de başarıyla sonuçlandır. Fakat bu kez de Mart 1920’de Bolşevikler Çeçenistan’da yönetime geldi. 1920-21 ve 1930-32’deki anti-bolşevik ayaklanmalar başarısızlıkla sonuçlandı.  

 

 

 

 

Bolşeviklerin bütün Kuzey Kafkasya’da iktidara gelmesinden sonar Çeçen-İnguş, Osetya, Khabardey, Balkar ve Karaçay bölgelerini kapsayan Sovyet Dağlı cumhuriyeti 20 Ocak 1920’de kuruldu. 30 Kasım 1922’de bu Cumhuriyetten ayrılarak Çeçen Özerk Bölgesi (11105 km2) 7 Temmuz 1924’te İnguş Özerk Bölgesi (3200 km2) oluşturuldu. Bu iki bölge 15 Ocak 1934’te Çeçen-İnguş Özerk Bölgesi adıyla birleştirildi. 5 aralık 1936’da Yeni Sovyet anayasası uyarınca özerk bölgenin statüsü Özerk Cumhuriyet’e yükseltildi. 

İkinci Dünya Savaşı Çeçen-İnguş halkı için yeni bir acı döneminin başlangıcıdır. 1941-42 yıllarında Alman birlikleri Grozni petrol bölgesini ele geçirmek için askeri harekata başladı. (Bu dönemde Sovyetler Birliği’nin Azerbaycan’dan  sonraki en büyük petrol üretim bölgesi Çeçenistan’dı.) 1942 sonbaharında alman Birlikleri Çeçen-İnguş Cumhuriyeti’nin bazı batı bölgelerini işgal etmelerine karşın, Grozni’ye giremedi ve Stalingrad yenilgisinden sonar hızla bütün Kuzey Kafkasya’yı terk etti. Buna karşın 23 Şubat 1944’te Moskova’nın aldığı bir kararla Çeçen-İngış, Karaçay ve Balkar halklarının Kuzey Kafkasya’dan Kazakistan ve Orta Asya’ya sürgün edilmesi kararlaştırıldı. 25 Haziran 1946’da Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti lağvedildi. Çok kısa sürede olumsuz koşullarda gerçekleştirilen bu sürgün sonucu yüz binlerce Çeçen yollarda ve yeni yerleşim bölgelerinde yokluk, yoksulluk ve hastalıktan öldü. Şimdi hayatta kalabilen Çeçen yaşlılarının hepsi bu sürgünü bizzat yaşamış, orta yaş kuşağı da sürgünde doğmuştur. Bu nedenle 1944 yılında gerçekleştirilen ve Çeçen-İnguş Cumhuriyeti dışında Dağıstan ve Gürcistan’da yaşayan Çeçenleri de kapsayan bu facianın etkileri hala sürmektedir.  

Çeçenlerin anayurtlarına dönmek istek ve teşebbüsleri sürgünden hemen sonar başladı. Yasak olmasına karşın pek çok insana evine dönme mücadelesini sürdürdü. Ancak 1954^te Stalin’in ölümünden sonar Çeçenlerin anayurtlarına dönme hakkı tanındı. 9 Ocak 1957’de Çeçen-İnguş Ö.S.S.C. yeniden kuruldu. Fakat yukarıda tablo 2. de görüldüğü gibi 1959’da bile Çeçenlerin ancak % 58’I Çeçenistan'a dönebilmişti. Sürgünün yol açtığı tahribat, tablo 2.’deki nüfus arış oranlarında açıkça görülebilmektedir. Örneğin sürgün sonrası 1959-1970 döneminde sadece on yıl içerisinde Çeçen nüfusu % 50 artmıştır. Fakat sürgünün yaşandığı 1939-1959 arasındaki yirmi yıllık dönemde nüfusta hemen hiçbir artış yoktur. (1939-59 arasındaki nüfus artışı 1959-1970 dönemindeki kadar olsaydı 1970’de sadece Çeçenlerin nüfusu yaklaşık 1.300.000 olacaktı.) 1957’de Çeçen-İnguş Ö.S.S.C.’nin kurulmasından sonar Çeçen halkı sürgünün açtığı yaraları iyileştirmek için zorlu bir mücadele Verdi.  

 

 

 

III. Bağımsızlığa Doğru  

1980’lerin sonlarında izlenen glastnost (açıklık) ve perestroika (yeniden yapılanma) politikaları ile Sovyetler Birliği hızlı bir çözülme sürecine girdi. Değişik Cumhuriyetlerde kurulan halk cepheleri bağımsızlık yönündeki talepleri dile getirdiler. Başta Baltık Cumhuriyetleri olmak üzere SSCB.’ni meydana getiren birlik cumhuriyetleri sırayla egemenlik ve bağımsızlıklarını ilan etmeye başladılar. 1990 yılında Federasyon’unun kendisi de dahil olmak üzere hemen her özerk ve birlik cumhuriyeti egemenliğini ilan etmişti.  

Çeçenistan’da toplumsal muhalefet Çeçen Ulusal Kongresi adı altında örgütlendi. 23-285 Kasım 1990’da toplanan Çeçen Ulusal Kongresi başkanlığı erken emekli edilmiş General Cohar Dudayev’I seçti. Kongrede üç aşamalı (1. Bağımsızlık, 2. Federasyon, 3.Kafkas Halkları Konfederasyonu) bir faaliyet programı benimsendi. Kongrenin baskıları sonucu Çeçen-İnguş Ö.S.S.C. yüksek meclisi 27 Kasım 1990’da egemenliğini ilan etti. Egemenlik Çeçen-İnguş toprakları üzerinde tüm hak ve yetkinin Çeçen-İnguş Cumhuriyetinde olduğu ve bu hak ve yetkilerin istenildiği biçimde kullanılabileceği anlamına geliyordu.  

19 Ağustos 1991’de Gorbaçov’a karşı darbe girişimi olayların gelişimini hızlandırdı. Çeçen Ulusal Kongresi derhal darbeye karşı çıktığını belirtti ve darbeyi destekleyen yöneticilerin görevden alınmasını istedi. Bu arada darbeye karşı çıkan Rusya Federasyonu Parlamento Başkanı Boris Yeltsin Rusya Federasyonu içindeki özerk cumhuriyetlerin egemenlik yolundaki çabalarını destekliyordu. Örneğin Tataristan konusunda bir açıklama yapan Yeltsin “ne kadar istiyorsanız o kadar egemen olabilirsiniz” diyerek egemenlik haklarının sınırı sadece o halkın kendisinin belirleyebileceğini açıkça belirtmişti. Yeltsin ayrıca cumhuriyetler ve federasyon arasındaki ilişkilerin yeniden belirlenmesi gerektiğini de savunuyordu.  

Ağustos darbesine karşı mevcut yönetimin etkin bir şekilde karşı çıkmamasını eleştiren Çeçen Ulusal Kongresi kisa sürede başkanlık ve meclis seçimlerinin yapılması gerektiğini savundu. 15 Eylül’de oluşturulan Hüseyin Ahmedov başkanlığındaki geçici yönetime iki ay içinde seçimleri yapmak üzere yürütme yetkileri devredildi. Uluslar arası insana hakları komitesinin gözetiminde 27 Ekim 1991’de yapılan seçimlerde Cahar Dudayev devlet başkanlığına seçildi. 1 Kasım 1991’de yeni Meclis Çeçenistan’ın bağımsızlığını ilan etti. Bu gelişmeler üzerine Moskova 7 Kasım’da Çeçenistan’da olağanüstü hal ilan etti ve ertesi gün başkent Grozni’ye askeri birlikler gönderdi. Fakat halkın yoğun tepkisi sonucu bu birlikler geri çekilmek zorunda kalındı… Aralık 1994’e kadar.  

 

 

IV. Bağımsızlık yasal mı?  

Çeçenistan’ın bağımsızlık ilanı ve son gelişmeler üzerine başta ABD olmak üzere pek çok devletin Çeçenistan’daki gelişmeleri “Rusyanın iç sorunu” olarak nitelemesi önemli bir soruyu gündeme getirmektedir.: Bağımsızlık ilanı yasal mı?  

“Ulusların kaderlerini serbestçe tayin etme hakkı” 20. yüzyılın başlarından beri yaygınlaşarak Kabul gören İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Helsinki Nihai Senedi, Paris Şartı gibi uluslar arası sözleşmelerde de açıkça tanınan bir haktır. Bu hak temelinde Çeçen halkının bağımsızlık ilanı meşru ve devredilemez bir hakkın sonucudur. Uluslar arası kamu oyu bu hakkın seçilmiş temsilciler tarafından ifade edilmesine saygı göstermekle yükümlüdürler.  

Çeçenistan’ın bağımsızlık ilanı aynı zamanda mevcut uluslar arası norm ve yasalara da uygundur. Bilindiği gibi Çeçen-İnguş Ö.S.S.C. Brejnev Anayasası olarak bilinen 1976 Sovyet Anayasası’na göre SSCB’ni oluşturan Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’ne (RSFSC) bağlı bir özerk cumhuriyet statüsünde idi. Bu yasa, günümüzde Çeçenistan’ın  Rusya federasyonu’na bağlanmasına, yanlış olarak, gerekçe gösterilmektedir. Oysa Sovyetler Birliği’ni oluşturan cumhuriyetlerin 1990’larda birlikten ayrılmalarıyla SSCB ve Anayasası defakto ve dejure olarak ortadan kaldırılmıştır. Nitekim SSCB.’ni oluşturan bazı devletler yeni bir anlaşma temelinde yeni bir başka birliği; Bağımsız Devletler Topluluğu’nu kurmuşlardır.  

Sovyetler Birliğini oluşturan cumhuriyetlerden biri olarak Rusya Federatif Sosyalist Cumhuriyeti de benzer bir şekilde eski yasalarını değiştirmiştir. Zaten RSFSC.nin son parlamentosu devlet başkanı Yeltsin’e bağlı birlikler tarafından fiilen ve fiziksel olarak kapatılmış, yeni seçimler ve yeni anayasa temelinde devlet yeniden örgütlenmiştir.SSCB. döneminden kalma yasalar yürürlükten kaldırıldığı için RSFSC.ni oluşturan federe birimlerin, yani özerk cumhuriyetlerin arasındaki ilişkilerin yasal çerçevesinin oluşturulması gündeme gelmiştir. Bu doğrultuda 31 Mart 1992’de kısaca “ Rusya Federasyonu İçindeki Egemen Cumhuriyetlerin İktidar Organlarıyla Rusya Federasyonu’nun Devlet İktidarı Federal Organları Arasında Yasama ve Yetkinin Dağıtımı (Paylaşımı) Üzerine Anlaşma” imzalanmıştır. Anlaşmanın giriş bölümünde de açıkça belirtildiği gibi federasyon anlaşması Rusya Federasyonu’nun egemenlik deklarasyonu ile Rusya Federasyonu içindeki cumhuriyetlerin egemenlik deklarasyonları temelinde imzalanmıştır; yani eski RSFSC. içindeki cumhuriyetlerin egemenlik hakkı açıkça tanınmıştır ve bu hak temelinde yeni federasyonun yasal çerçevesi kurulmuştur. Eski Rusya SFSC. Yasaları yürürlükten kalktığına göre, yeni oluşan federatif devletin böyle bir yeni anlaşma temelinde yasal çerçevesinin kurulması doğru ve yasal bir tutumdur.  

Rusya federasyon anlaşmasını o tarihte iki cumhuriyet, Tataristan ve Çeçen-İnguş Cumhuriyeti imzalamamışlardı. 12 aralık 1993 günü yapılan Rusya Federasyonu yeni anayasa oylamasına ve parlamento seçimlerine de bu iki cumhuriyet katılmamıştır. (Tataristan Cumhuriyeti daha sonar Rusya Federasyonu ile ayrı bir antlaşma imzalayarak federasyona katıldı. Tataristan’da Duma ve federal meclis için seçimler 13 Mar 1994 ‘te yapıldı. ) Bu durumda Çeçenistan’ın Rusya federasyonuna bağlı olduğunu belirten bir antlaşma yoktur; bu nedenle “Çeçenistan Sorunu”nun Rusya'nın toprak bütünlüğü içinde çözülmesi yolundaki önerilerin yasal dayanağı bulunmamaktadır.  

 

 

V. Çeçenistan’da iç savaş var mıydı?

Çeçenistan'da bu gelişmeler oluşurken İnguş Halk Kongresi İnguşistan Cumhuriyeti adında ayrı bir devlet kurulması ve Rusya Federasyonu içinde kalınması doğrultusunda bir karar aldı. 30 Kasım’da yapılan halk oylamasında bu karar destek görünce Çeçen-İnguş Cumhuriyeti’nin yeni yönetimi bunu bu talebi büyük bir olgunlukla karşıladı ve İnguşların ayrılma isteğini Kabul etti. Böylece kimsenin burnu bile kanamadan, ulusların kaderini tayin hakkı ilksei çerçevesinde İnguş Cumhuriyeti kuruldu. (İnguş Cumhuriyeti yeni anayasada federasyonu oluşturan birimlerden biri olarak Kabul edildi.)  

Yeni kurulan bir devlette görülebilecek olağan farklılaşmalar dışında Çeçenistan’da önemli kutuplaşma görülmedi. Muhalefet ile yönetim arasında çatışmalar görülmüyordu. 1994 başlarında iki önemli daha sonraki gelişmeleri etkiledi. İlk olarak yönetime karşı silahlı muhalefet oluşturmak isteyen bazı gruplar 18 Şubat 1994’te birleşerek Nadtereçniy bölgesinde bir koordinasyon konseyi oluşturduklarını açıkladırlar. Bu konsey daha sonar yönetime karşı silahlı muhalefet merkezini oluşturdu. (Bütün muhalifler bu oluşumu desteklemedi. Örneğin Yaragi Mamodayev cumhuriyetteki sorunların görüşmeler yoluyla çözülmesi gerektiğini savunarak silahlı eylemlere sürekli karşı çıktı.) İkinci olarak Rusya Parlamentosu sözcüsü Ruslan Hasbulatov yeni oluşan Rusya Parlamentosu tarafından affedilerek salıverildi. Hasbulatov Mart ayı başında Çeçenistan’a geldi. Çeçenistan Cumhuriyetindeki politikaya aktif olarak katılmayacağını söylemesine karşın Hasbulatov ayrı bir muhalif grup oluşturdu. Bazı gözlemcilere göre Hasbulatov’un bu tutumu, Çeçenistan’da Rusya Parlamentosu için seçim yapıldığı taktirde bu kanaldan Moskova’ya dönme çabası sonucuydu.  

Çeçenistan Devlet Başkanı Cahar Dudayev değişik vesilelerle Rusya ile aralarındaki ilişkilere politik bir çözüm bulunması için görüşmeler yapılmasını, petrol boru hatlarının ve demiryolunun ortak işletilmesini önerdi. (Başkent Grozni’den geçen petrol boru hattı ve demiryolu Hazar Denizi kıyısındaki Mohaçkale’yi, Karadeniz  kıyısındaki Tuapse ve Novorossiysk şehirleriyle donets havzasına bağlamaktadır ve Kuzey Kafkasya’nın merkezi konumundadır.) Bu doğrultuda bazı görüşmelerde yapıldı. Örneğin 21 Mart 1994’te Rusya Devlet Başkanı temsilcisi Sergey Feilatov ve Çeçenistan Cumhuriyeti Devlet Başkanı Aslanbek Akbulatov Moskova’da görüştüler, fakat Çeçenistan’ın Rusya'ya anayasal bir parçası olması ve Rusya-Tatristan arasındaki antlaşmanın görüşmelere temel alınması yönündeki talepler yüzünden bu görüşmelerden bir sonuç alınamadı. (Rusya Hükümeti, son Vladikavkaz görüşmelerinde olduğu gibi, daha sonraki görüşmelerde bu önerilerini “ temel koşul” olarak öne sürdü.)  

Muhalif silahlı gruplar ile hükümet birlikleri arasında çatışmalar yaz aylarında başladı. Küçük ölçekli olan ve en fazla birkaç saat süren bu çatışmalar hükümet birliklerinin üstünlüğü ile sonuçlanıyordu. Bu olaylarda özellikle hükümet birliklerinin kan dökülmemesine çalıştığı görülüyordu.  

Silahlı muhalefetin merkezi haline gelen Geçici Konsey başkanı Umar Avturkhanov 23 Temmuz’da yaptığı toplantıda Yeltsin’e başvurarak Çeçenistan'daki devlet iktidarının tek organı olarak Konseyin tanınmasını ve cumhuriyette “anayasal düzenin sağlanması” konusunda yardım talebinde bulunabileceklerini açıkladı. (ITAR-TASS haber ajansı 24 Temmuz 1994) Geçici konsey daha sonar “Ulusal Yeniden Doğuş” hükümeti kurduklarını açıkladı. Rusya Hükümeti Geçici Konseyi Çeçenistan’daki yasal yönetim olarak tanıdığını hiçbir zaman resmen açıklamadı. Fakat Rusya Federasyonu bütçesinden Çeçenistan için ayrılan ödenekler Geçici Konseye ödenmeye başlandı. Son olaylarda da görüldüğü gibi Federal Karşı İstihbarat Teşkilatı Konsey’e askeri yardımda bulundu. Silahlı muhalefetin en büyük askeri operasyonu Ekim ayı ortalarında Grozni’ye saldırısı oldu. 16 Ekim’de bir konuşma yapan Dudayev “İslam bayrağı altında birleşilmesi ve Allah’a olan inançla özgürlük ve bağımsızlık için savaşılması” gerektiğini belirtti. Muhalefet 1-2 saat içinde Grozni’yi ele geçirdiğini açıklamasına rağmen aynı gün geri çekilmek zorunda kaldı.  

Kasım ayı başlarında Çeçenistan’daki çatışmaların yeni bir boyut kazanmaya başladığı gözlenebiliyordu. 1 Kasım’da muhalif Geçici Konsey’in başkanı Umar Avturkhanov, Grozni’ye saldırı hazarlıklarının başladığını açıkladı. İki hafta sonar bazı BDT ülkelerindeki “Ziyaret”inden dönen Konsey’in silahlı birlikler komutanı Beslan Gantemirov, kisa sure içinde bu devletlerden tank, ağır top, uçak gibi silahlar alacaklarını açıkladı. Geçici Konsey’in hızla silahlandığı taraflarca belirtiliyordu.  

Gantemirov’un açıklamasından sonar olaylar hızla gelişti. Muhalefetin Grozni’ye üç yönden saldırıya geçeceği hem Çeçenistan Genel Kurmay Başkanlığı, hem de Geçici Konsey tarafından açıklandı. 24 Kasım’da Hükümet ülkede sıkıyönetim ve seferberlik ilan etti ve herkes tarafından beklenen saldır 26 Kasım’da başladı. Muhalif birlikler kısa sürede Grozni’nin büyük bir kesimine girdi. Hatta muhalif lider Avturkhanov Çeçen televizyonundan yaptığı konuşmada yönetimi devraldıklarını açıkladı. Fakat daha önceki çatışmalarda olduğu gibi hükümet kuvvetleri kısa sürede muhalif birlikleri püskürttü. İki gün içinde Grozni ve çevresinde bütün kontrol hükümet birliklerindeydi. Hükümet çatışmalarda 200 muhalif askerin öldüğünü 100’de fazla esir alındığını açıkladı.  

Bu noktaya kadar gelişmeler daha önceki olaylara benziyordu. Görece küçük ölçekli sayılabilecek çatışmalar sadece Grozni çevresinde oluyordu. Yani bir topyekun iç savaş yoktu. Fakat çatışmalar başladığından beri ilk defa olarak Hükümet muhalif birlikler saflarında faaliyet gösteren 70’e yakın Rus askerini esir alındığını, Rusya bu askerlerin sorumluluğunu üstlenmezse esirlerin idam edileceğini açıkladı. Uluslar arası basının da katıldığı bu toplantıda bu esirlerin bir kısmı basım mensuplarına tanıtıldı. Bu gelişmeler üzerine Rusya ilk defa olaylara dolaysız olarak müdahale ederek Hükümet ve muhalif birliklerin 48 saat çerisinde silahlarını bırakmasını, aksi taktirde Çeçenistan’da olağanüstü hal ilan ederek askeri operasyonların başlayacağını açıkladı. Yeltsin daha sonar sürenin 15 Aralık’a kadar uzatıldığını belirtti. Bu gelişmeler üzerine Dudayev ve Rusya Savunma Bakanı Graçev Vladikavkaz’da bir araya geldi. 12 aralık günü Vladikavkaz’da görüşmelerin başlaması kararlaştırıldı. Rusya ve Çeçenistan arasındaki sorunlara görüşmeler yoluyla bir politik çözüm bulacağına ilişkin umutlar güçlenirken 11 Aralık sabahı Rusya birlikleri Çeçenistan’a girdi. Bu koşullara rağmen Vladikavkaz görüşmelerine Çeçenistan yetkilileri katıldı. Fakat Rusya yetkililerinin bilinen taleplerini yinelemeleri üzerine görüşmelerden bir sonuç alınamadı.  

Çeçenistan’da bugün bir savaş yaşanmaktadır. Bu hiçbir zaman olamayan bir iç savaşlın devamı değildir. En temel hakkını, kendi kaderini belirleme hakkını kullanan bir halkın var olma savaşıdır. Savaş sadece Çeçenistan ile de sınırlı değildir. Kafkas halklarının ayrılmaz bir parçası olan Çeçen halkına saldırı bölgede yaşayan bütün halklara yapılmıştır. Bu nedenle Kafkasya’nın bütün bölgelerinde işgal girişimini kınayan gösteriler yapılmakta, yüzlerce gönüllü Grozni’ye kardeşlerini desteklemeye gitmektedir. Çeçenistan’a yapılan müdahale aynı zamanda insani değerler taşıyan herkese karşı bir saldırıdır. Yeni bir Afganistan, yeni bir Bosna yaratılmasına karşı olan herkesin Çeçen halkının direnişine omuz vermesi insanlık borcudur.  

Djovhar DUDAEV

 

 

 

Şubat 1944' te Çeçenya' nın Yalkhoroi Köyü' nde dünyaya geldi. Çeçenlerin, İnguşların, Balkarların, Kalmıkların ve Tatarların 23 Şubat 1944' te Joseph Stalin tarafından Sibirya' ya ve Orta Asya steplerine sürgüne gönderildiğinde daha 40 günlük bir bebekti. Ailesi ile birlikte Kazakistan' da 13 yaşına kadar sürgün hayatı yaşayan Cohar, 1957 yılında Çeçenlerin ve İnguşların ülkelerine geri dönmesine izin verilmesiyle vatanına kavuşabildi.

Orta öğretimini Sibirya' da tamamlayan Cohar, 1962 yılında Tambov Askeri Pilot Yüksekokulu' ndan, 1966 yılında Uzak Mesafe Uçakları Pilot ve Mühendis Yetiştirme Yüksekokulu' ndan mezun oldu. 1974 yılında Gagarin Hava Harp Akademisi' nden 1.Sınıf Pilot ve Mühendis ünvanı ile mezun oldu. SSCB hükümeti tarafından kendisine 12 madalya verildi. Tümgeneralliğe kadar yükseldi. Sovyet tarihinde Stratejik Hava Kuvvetleri içerisinde Tümen Komutanı olmayı başaran ilk müslüman olarak adından bahsettirdi.

1989' 'da Estonya' 'da Stratejik Hava Kuvvetleri Filoları Komutanlığı'nda görev yaparken Baltık Ülkeleri' 'nde başlayan bağımsızlık hareketlerinin kuvvet kullanılarak bastırılması için Moskova' 'dan emir
aldı. Ancak bu emri yerine getirmedi ve adı "İsyancı General" e çıktı. Moskova bu itaatsizliği hazmedemedi ve Dudayev, ceza olarak askeri birliği ile birlikte Grozny' ye sürgüne gönderildi. 1990 yılının Mayıs ayında görevinden istifa etti.

Kasım 1990' da toplanan Çeçen Halk Kurultayı' na davet edildi ve daha sonra "Çeçen Milli Kongresi" adını alan bu halk meclisinin İcra Kurulu Başkanlığı' na seçildi.

19-21 Ağustos 1991' de Gorbachov' a karşı girişilen başarısız darbe teşebbüsü sırasında darbecilerin karşısında yer aldı. Sonrasında ise darbecilerle işbirliği yapan Çeçen İnguş Hükümeti' ni düşürmek için başlatılan halk hareketinin başına geçti. Demokratik güçler, aydınlar ve tüm Çeçen halkı kendisini destekledi.Dudayev' in başkanlığında Çeçen Halk Kongresi 6 Eylül 1991 yılında SSCB' de ayrılıp bağımsızlığını ilan etti. 27 Ekim 1991' de yapılan seçimlerde %95 oranında oy alarak Çeçenistan Cumhurbaşkanlığı' na seçildi.

11 Aralık 1994 tarihinde başlayan Rus işgali ile Çeçen ordusunu yönetmeye başlayan Dudaev, ABD-Türkiye ( Zamanin refah partisi baikanı Necmettin Erbakanın verdiği uydu telefonu ile şehid edilmishtir )-Rusya Federasyonu' nun ortak çalışması neticesinde 21 Nisan 1996 tarihinde Urus Martan' daki Gekhi Chu Köyü' nde uydu telefonu ile barış çağrısında bulunurken bombalanarak şehit edildi.